Usability (Kullanılabilirlilik)

Terzi elbisemi dikti, deneme yapmadan hemde, özel bir gece için olduğu için biraz da pahalı bir kumaş almıştım, “yok yok arada provaya gerek yok, ben aldım ölçümü” dedi, ben de işini biliyordur diye ona güvendim. Tabii benim 1 ayda kilo alabileceğimi ve hatta  azcık kilonun bile elbisenin üzerime uymamasına sebep olabileceğini hesaba katmadı.
Elbise dar oldu haliyle, bundan sonra da üzerime uydurmak için akla karayı seçtik, dikişler yeniden  açıldı, içeride bırakılmış olan azcık dikiş payı ile yeni bedenime uydurduk, ama bir sürü sinir, stres, yetişecek mi, güzel olacak mı paniği… oysa dikilme sürecinde yapsaydık provalarımızı hiç bir sorun olmayacaktı…Yapılması gereken düzeltmeler minimum zaman ve malzeme maliyeti ile ve minimum sıkıntı ile yapılacak, işin ve doğal sürecin bir parçası olduğu
düşünülüp moral bozukluğu yaratmayacaktı.Kullanıcı arayüzlerinin kullanıcı tarafından nasıl kabul gördüğünü, rahat kullanılıp kullanılmadığını test etmek her  şey olup bittikten , proje tamamlandıktan sonra yapılacak bir iş değil, çünkü o zaman projeyi bitirdiğini düşünen ekip için kodlamayla ilgisi olmayan, zaten çalışan bir yapı üzerinde düzeltmeler değişiklikler yapmak istenmeyen bir iş  olarak algılanıyor, demotivasyona sebep olabiliyor, tepki ile karşılaşabiliyor.
Oysa en başında kullanıcının ihtiyaçlarını analiz ederken, mümkün kullanıcı profillerine  göre yapılan tasarım, iterativ proje yaşam döngüsü ile devamlı test edilip devamlı düzeltilirse, kullanılabilirlilik için en sonda yapılan değerlendirme ve testlerden çıkan sonuçlar daha az can yakabiliyor.
Projede farklı olarak kullanici sistemin gerçek halini kullanmaya başladıktan sonra , belli bir zaman içinde biriktirilen  gerçek kullanıcı logları, düzeltmeler yapılması için çok verimli bir kaynak, resmen bir altın madeni. Neden mi? Kullanıcı profilleriniz ile ilgili bilmediğiniz bilgileri elde edebiliyorsunuz. Örneğin benim cam yapımı hobim ile ilgili web sayfam var, bu sayfanın aylık loglarını izliyorum. Gördüm ki Mayıs 2008 tarihinde beni ziyaret eden  1000 kişinin 97 % si Windows, 0,9 % u Macintosh, 0,3 ü Linux işletim sistemi kullanıyormuş ve hatta Symbian ile sitemi ziyaret eden 43 kişi de
varmış. Tabii ki  biliyordum Windows un çoğunlukta olacağını ama bu kadar da ezeceğini düşünmemiştim diğerlerini.
 Sayfama gelen unique ziyaretçilerin 88% i Internet Explorer, 9.1 i Firefox, ve ziyaret eden kişilerden sadece 4 ü Netscape kullanıyormuş.Safari, Mozilla dahi daha fazla kullanılıyormuş.  Kullanıcı testinde test denekleri benim kurduğum ortamlar üzerinde arayüzleri kullanıyorlar, eğer hepsini  kurmuyorsam, örneğin Safari nin bu kadar kullanılacağını tahmin edip, onun üzerinde ürünümü test etmiyorsam, kullanıcının yaşayabileceği problemleri tamamen
göz ardı etmiş oluyorum ve belki de sadece ziyaretçim olan 1000 kişide sadece 4 kişinin kullandığı Netscape  e gereğinden fazla enerji ve zaman ayırıyorumdur  test etmek için.Bunun dışında en fazla girilen sayfaları istatistiklerinden gözlemleyip oradaki usability konularına özellikle daha çok zaman ayırmak mümkün,
örneğin  Anasayfadan sonra en çok girilen sayfa kolye ve ondan sonra da küpe sayfasıymış.Kullanıcıların bir kısmı anahtar kelimeleri aratıp sayfama ulaşıyorlar, Search Engine Optimization ın da Usability ye kardeş konulardan biri olduğuna inanıyorum.

Bilgi her yıl kendini tam iki katına katlıyormış biliyor muydunuz? Önceden 125 Kb lik bir mp3 player için “ooo en güzel” derken şimdi yüzünde bakmıyor ve ipod un gb lık şarkı alan tasarımları normal/standard kabul ediyoruz. Eskiden cep telefonum sadece bir kaç resimden sonra hafıza doldu uyarısı veriyorken, şimdi telefonumun 8 gb lık hafızası var ve çok değil bir kaç yıl sonra bu bile gözüme az gözükecek eminim.  Arama motorlarından dönen anlamsız sonuçlar benim çok sinirimi bozar oldu, çünkü bunları ayıklayıp aralarından elle tutulur olanları ayıklamak gerçekten zor iş.Bir bilgi bonbardımanı var ki sormayın, işte bu yüzden de Information Architecture denilen, bilginin ne şekile hangi hiyerarşi içinde tutulacağı ile ilgilenen iş alanı gittikçe öden kazanıyor. Sonuçta datayı bilgiye çeviremedikten sonra terrabytelarca bilgiyi tutun, kime ne faydası var. Bilgiye ulaşırken kullanılan anahhtar kelimeler web sayfalarının arama motoru optimizasyonu(SEO) için gereken ana malzemelerden biri, hangi kelimeyi ne sıklıkla ve ne kadar yerinde kullandığınız yani. Web sayfasının kullanıcı istatistiklerinden hangi kelimeler taratılarak size ulaşılmış bunları da gözlemleyebilir ve ona göre kendinizi konumlandırabilirsiniz. Örneğin ben ayölye ile ilgili bir yazı yazıyorum, kullanıcı atolye ve kurs bilgilerine ulaşmak istiyor, o “cam kursu” diye aramalar yaparak gelmiş benim sayfamda  bu kelimeyi kullandığım yere, ama aslında atolye çalışmaları linkinde anlatılıyor onun aradığı bilgi, ben istatistiklerden anlıyorum ki onlar  bu jargonu bilmiyorlar, atolye çalışması diye adlandırıldığını bilmiyorlar ve ”cam kursu” diye arıyorlar. Doğru kelimeyi atolye çalışması linkinin içine yerleştirirsem kullanıcının aradığı bilgiye ulaşmasını kolaylaştırmış olurum.
Sayfamın içeriğinin türkçe olduğunu ve Türkiye’ deki kullanıcıları hitap ettiğini düşünerek, ingilizce versiyonunu hazırlamadım, fakat istatistiklere bir de baktım ki  Yeni Zelanda’ dan  bile ziyaretçilerim var, işte bu durumda yen bir kullanıcı profilim daha çıktı karşıma hiç hesaba katmadığım, cam yapımına ait ,kullanmak zorunda kaldığım bazı ingilizce  terimler sayesinde beni bulan kullanıcılardan oluşan.Sayfanın ingilizce versiyonunu yaratılması gerektiği de  böyle ortaya çıktı.Kullanıcılarımın aldıkları hataları ve bu hataların kendi aralarında görülme sıklığını da inceleyip düzeltmeler yaptım websitesi üzerinde.
Kullanılabilirlilik anlamında bu iyileştirme süreci ara ara tekrarlanıyor. Diyeceğim odur ki eğer fırsatınız, kaynağınız, elinizde gerekli istatistiksel veriniz, kullanılabilirlilik iyileştirmelerini ara ara yapmanızda  fayda var.Bir doktor bana vücut mükemmel değil, optimal bir sistemdir demişti…Ben de aynı şeyi web sayfaları için uyarladım:mükemmel arayüzü olan web sayfası yoktur, çünkü Steven Krug (Don’t make me Think’ in yazarı) dediği kullanılabilirlilik ve tasarım açısından gibi bir tane doğru yoktur, doğru herkese göre değişir, birinin çok rahat kullandığı bir arayüzde bir diğer kullanıcı zorlanabilir, ama optimal olan vardır, bu da artık bir geçmişe sahip olan, kullanıcı kabulu ve alışkanlıkları oluşmuş olan internet için bulunabilecek bir ideal bileşenler toplamıdır.

Usability için kullanici testleri ve sayısal metodlar

Usability testlerinde uygulanabilecek farklı metodlardan önceki yazılarımdan birinde bahsetmiştim, linki: http://usabilityandhci.wordpress.com/2008/03/21/usability-metodlarusability-metodlar/  

Kullanıcılar üzerinde kullanılabilirlilik testi yapmak isterseniz, bütçenize göre yapmanız gereken seçim,testi kaç kişi üzerinde testi gerçekleştireceğiniz ve hangi örnek işleri test edeceğinizdir. Örnek kullanıcıları seçebilmeniz için hedef kitlenizi bilmeniz gerekir. Jakob Nielsen 5 kişinin yeterli olduğunu söylüyor, fakat ben bu konuda biraz şüpheciyim, çünküüü: Diyelim ki bir değil 5 tane kullanici profilimiz var, 5 kişiden her biri bir profile denk gelse, bu her bir kişi bütün kullanici grubunun yaşayacağı sorunları ve kullanici memnuniyetini test edebilmemiz için yeterli midir…Bazı kullanılabilirlilik sorunlarıı 10 kullanicinin 1inde yaşanabilir, bazı sorunlar 10 kullanicinin 5 inde yaşanabilir, bu sorunun  bizim için o profili temsil eden kişinin karşısına çıkacağının ve bizim bu sorunu saptayabileceğimizin bir garantisi yok.  Hem belki sorun nadir ortaya çıkan ama çıktığında da her şeyi mahveden cinsten bir sorun olabilir, az kullanıcının bu sorunu yaşaması onun önemsiz olduğunu gösterir mi?

Jakob Nielsen, sayısal metodların usability değerlendirmesinde yanıltıcı olabileceğini düşünüyor, hatta sayısal metodlara düşkünlüğü “sayı fetişizmi” ne benzetmiş:) Jef Saura ise doğru kullanıldığı  nitelik ve niceliğe dair metodların birlikte bize işe yarar bir değerlendirme sunabileceğine inanıyor, ben de buna katılıyorum, çünkü bir kullanabilirlilik sorunun ne sıklıkla yaşandığını, sorunun yerine getirilecek görevin  kendisini ve tamamlanma süresini ne kadar etkilediğini saptamak için sayısal yöntemlere ihtiyacımız var. Bazı sorunlar kendilerini ilk defa kullanan kullanıcıya göstermezler, az kullanıcı ile yapılan testlerde sorunun şıklık ve şiddetini görmek için yeterli veri elde edilemeyebilir ve bazı sorunları saptamak için daha fazla kullanıcı gerekir. Usability için yapılan kullanıcı testinden çıkan sonuçları doğru değerlendiremezsek, testi yapmanın faydası ne?   Yeteri miktarda denek ile test yapılamayacaksa expert review yapıp, uzman gözüyle değerlendirme yapmak bence çok mantıklı. Comman sense denen  bir websayasında ya da kulanıcı arayüzünde genel geçer doğruları bilme, anlama, hissetme yeteneğine sahip olan bir usability uzmanı sorunları bulabiir ve düzeltilmesi için tavsiyelerde bulunabilir.

Jakob Nielsen ın ya hep ya hiç yaklaşımı yerine Je Saura’ nın ‘doğru ve yerinde kullanıldığı takdirde’ yaklaşımı bana daha ılımlı geliyor. Sadece usability testi yapıyorsak sadece niteliksel yöntemlerin kullanılması bana da doğru gelmiyor. Kullanıcı testlerden elde ettiğimiz sonuçların data dan, işe yarayacak bilgiye dönüşebilmesi için sayısal metodlara ihtiyacımız var.  Bu metodların neler olabileceği bir başka yazının konusu…

Ne tesadüftürki WordPress New York da olan kullanıcılarının katılabileceği bir Usability testi gerçekleştiriyormuş. Kullanıcılara bir duyuru yaptılar, hatta istedikleri kadar başvuru olduğu için başvuru linki kaldırılmış. Kaç kişi ile testi yaptıklarını merak ediyorum…

Web Obezitesi

Youtube’ a her gün ortalama 65.000 video eklendiğini biliyor muydunuz.  Her ne kadar ara sıra youtube a erişimimiz kısıtlansa da , aşağı yukarı  hepimizin burada en az bir kez video izlemişliği vardır. Buraya her gün büyüklüğü ortalama 10 MB olan ortalama 65000 videonun yüklendiğini biliyor muydunuz? Ben  youtube da bir video izleyeceğim zaman, ekranı küçültüp,  bilgisayarın sesini kısıp, bilgisayarıma tamamen inmesini bekliyorum, ondan sonra sayfayı büyütüp baştan izliyorum. Ki ben ADSL ile bağlanıyorum. Dial-Up bağlananların halini düşünmek bile istemiyorum. Yapılan araştırmalara göre bir web sayfasının aşağı yukarı adres girip enter tuşuna basıldıktan sonra 1-3 saniye arasında yüklenmesi gerekiyormuş, yoksa yüklenme süresi kullanıcı tarafından uzun olarak addediliyormuş. Bunu kullanıcı olarak talep etmek bizim ülkemiz için biraz “şımarıklık” olur maalesefL

Yapılan araştırmalara göre web sayfalarının ortalama büyüklüğü 2003 yılında 93.7 K iken 2008 yılında 312 K lara yükselmiş, 233% luk bir büyüme! Web sayfalarının önlenemez büyüklüğü bir nev’i obezite. Bu beş yıllık sürede her bir sayfa başına düşen obje sayısı 25.7 den 49.9 a çıkmış.

Ortalama bir web sayfasında 474 kelime, 281 html tag, 41 link(10 tanesi domain dışına bağlanıyor)bulunuyor. Ve ortalama bir web sayfası 1440 pixel boyunda, ekran büyüklüğünün neredeyse iki katı. Usability kuralları, önemli olan bilginin, sayfanın ekrana ilk gelen kısmında gösterilmesini öneriyor. Ortalama sayfa boyunun ekran boyunun iki katı olduğunu düşünürsek, altta kalan kısımda illa ki kullanıcının ilgisini çekebilecek ama gözden kaçan bilgiler olacaktır.

 CSS lerin her geçen gün daha yaygın şekilde kullanılmasına rağmen, web sayfalarının 62.6% sı hala tasarım için sayfa üzerinde tablolar kullanıyor. 2007 yılında yapılan bir araştırmaya göre websayfaların 91% inde resim var. Ben, Jakob Nielsen’ ın sayfasında olduğu gibi hiç resim kullanılmamasına taraftar değilim, bazen bir resim binlerce söze bedel olabiliyor, ama resimlerin yerinde ve amacına uygun kullanılması şart ve tabii uygun formatta. Örneğin resim formatı olarak BMP kullanmak, dosyalar büyük olacağı ve ziyaretçi tarafından indirilmesi uzun süreceği için doğru olmaz.

Web sayfası sayısının artmasına paralel olarak web sayfalarının içerdiği tüm multimedya elementlerinin sayısında ve bu elementlerin büyüklüğünde de bir büyüme yaşanıyor. İnternete 28 K modem ile internete bağlandığımız günler ile kıyaslayınca bugün ki internet hızlarımıza şükrediyorum, ama hep sınırları zorluyoruz.1999 yılında videoların 90% ı 45 saniyeden kısa sürerken, bugün ortalama bir video 192.6 saniye sürüyor.

Web sayfasının hızlı indirilmesi, usability için önemli bir kriter, kullanıcıya mümkün olduğu kadar kısa sürede yapmak istediğini gerçekleştirme imkanı sunmak gerekiyor. Bunun için yapılması gerekenleri özetlersek:

Gereksiz dış objeleri ( resim, video gibi) mümkün olduğunca ihtiyaç dahilinde kullanmak, gerekli ise sayfaya koymak

  • Konulan bu objelerin büyüklüklerini optimize etmek ve doğru formatı kullanmak, örneğin bmp yerine  gif
  • İçerik yönetimi araçları(CMS) kullanmıyorsak kodları optimize etmek.( CMS lerde farklı ihtiyaçlara cevap veren bir araç kullanıldığı için, spesifik bir websayfası için optimize etmek ve fazlalıkları atmak mümkün olmuyor.)
  • Http requestlerini  minimize etmek için css sprite larının kullanmak. Css sprite ın ne olduğu merak ediyorsanız tıklayın

Usability ve Derishow

Kullanıcı deneyiminin pozitif olması sayfanın kullanılabilirliliğini etkiler mi? Kesinlikle evet!      Kullanıcı sayfada ne kadar rahat eder, ne kadar rahat gezinirse, istediğiniz bilgileri/duyguyu ona o kadar rahat verebilirsiniz.

Derishow’ un web sayfası bu anlamda benim için kötü bir deneyim oldu. Sayfaya girdim, bir de baktım mouse-pointer yerine, neredeyse sayfanın dörtte biri boyutunda kesik bir kol. Bunu pointer olarak kullanıp istediğinizi seçiyorsunuz ve seçtiğinizde ne olduğunu anlamadığınız bir dalgalanma oluyor işaretlediğiniz noktada. Oysa su efekti verilmemişti sayfaya, tam tersine cam efekti verilmişti, bunu da “buğulanmayı kaldırın” seçeneğinden anlamıştım, benim bildiğim: cam buğulanır zaten su değil, camda da su dalgaları oluşmaz ki dokununca, hay allah, kafam karıştı … Hem bir bayan giyimi sayfasında neden erkek eli kullanılmış, daha estetik-narin bir bayan eli kullanılsa bu kadar itici olmazdı eminim. Kimin eli ise alınmasın ama işaret parmağı biraz yamuk. Çok mu huysuzum/huyluyum diye çevremdeki arkadaşlarıma da sordum, yorumlar aynı. Hele bir de kolu sayfanın üst tarafına kaydırırsanız, o zaman kesik bir kol olduğunu anlayıp iyice irkiliyorsunuz, kesik bir kolu kullanarak bir şeyleri işaretlemek/seçmek istemiyorsunuz. Sayfada nereye tıklarsanız tıklayın oluşan dalga, size bir şey olacakmış, bir yere daha girecekmişsiniz ya da daha detay bilgi gelecekmiş duygusu veriyorsa da aldanmayın, hiç bir şey olduğu yok. Sol tarafta aşağıya doğru kayan ve tasarımları gösteren ekrının mouse ile değil oklar ile kontrol edilmesini istiyorum, diyelim ki ben kesik kola hakim olamıyorum, ama yok öyle bir seçeneğiniz, bu kol ile yaşamaya alışmanız lazım:(
Firmanın 3 ana ürün grubu var. Logonun üzerine gittiğinizde transparan bir kare görünüyor ve yok oluyor. Bu karenin amacı ne, tasarım anlamında da bir şey katmamış siteye. Hangi linki/logoyu seçerseniz o sola kayıyor ve logonun rengi değişiyor, parlıyor. Oysa yerliyerinde kalsa da sadece rengi değişse, kullanıcı sayfada neyin nerede olduğuna dair genel bir fikir sahibi olabilmesi açısından daha iyi olmaz mıydı? Gece tasarımlarının olduğu ürün grubuna girdiğinizde ve ürünlerin üzerine tıkladığınızda flaş patlama efekti ile gelen tasarımın büyük resmi de çok rahatsız edici. Hem kimin hoşuna gider ki gözüne flaş patlaması??? Negatif olarak algılanan , hoşa gitmeyen bir şey lie pozitif duygu yaratmak mümkün mü? Sanmıyorum…

Powerpoint’ in efektleri vardır hani, yazıları satır satır gösteren ve yok eden, öyle bir efekt kullanılmış ilk girdiğinizde ve anasayfadan alt linke geçişte çıkacak şekilde ve ortalama okuma zamanı hesaplanarak ekranda bir süre kalması sağlanmış sanıyorum. Ama ben hızlı okuyorsam veya sayfaya bu 10. gelişimse yazının tek tek gelmesini sonra tek tek kaybolmasını ve sayfanın yüklenmesini beklemek istemiyorum demektir. Powerpointte tab tuşu ile bu efekti hızlandırabiliyorsunuz, burada eliniz mahkum bekleyeceksiniz…Bari bir “skip” seçeneğim olsaydı.

Ben Derishow un tasarımlarını çok özgün ve hoş buluyorum. Sanıyorum aynı özgünlüğünü webdeki varoluş şekli ile devam ettirmeye çalışmışlar ama kullanıcı açısından kullanımı çok zor bir sayfa çıkmış ortaya. Özgün tasarım ve usability nin bir arada sağlanabileceğine inanıyorum. Web sayfası firmanın önemli pazarlama araçlarından biri ve kötü bir tasarım müşterinin bir marka hakkındaki olumlu fikrini anında sarsabilir, yerle bir edebilir. Çok dikkatli olmak, kullanıcı için sayfayı ne kadar kullanılabilir tasarlandığını gösterip, ” size önem veriyoruz” mesajnı vermekgerekir. Usability, pazarlama için de önemli bir silah aslında…İyi kullanmak lazım.

Eyetracking & Mousetracking

Usability uzmanı Jakob Nielsen ve ekibinin kullandığı bir Eyetrackingtool‘ u var. Sistem, gözbebeğinizin ekranda nereye baktığını izliyor, böylece kullanıcı kullanıcı-arayüzünde hangi noktalara odaklanıyor görebiliyorsunuz. Ekranda daha doğru bir yerleşim yapmanızı sağlıyor bu teknik. Datanın sunulmasında ise Information Visualisation tekniklerinden biri kullanılıyor, metaferi Isıharitaları (Heatmap). Web de gezinirken güzel ve 30 gün deneme yapabileceğiniz bir program buldum: Clickdensity. Programın kodunu alıp web sayfanızın html kodunun içine gömüp, kullanıcılarınızın mouse u en çok nerede beklettiğini, nereyi kliklediğini görebiliyorsunuz, ve yine ısıharitaları ile. Jaocb Nielsen’ ın kullandığı teknikten farklı olsa da , usability analizi yapmak için bir labaratuara, göz bebeğibi izleyecek özel ekipmana ihtiyaç duymuyorsunuz, tam tersine kullanıcının web sayfanız içindeki hareketlerini doğal ortamında analiz etmiş oluyorsunuz ve kolay bir şekilde istatistiksel veriye ulaşmış ve bilginin görselleştirilmesi ile de çabuk fikir sahibi olmuş oluyorsunuz. Linki: http://clickdensity.com/

Bir başka yazılım da Clicktale, ismi çok anlamlı. Kullanıcıların sayfa içindeki hareketlerinin istatistiğini çıkarmakla kalmıyor, mouse hareketlerini video ya da kaydediyor. Daha farklı bir ısı haritası mantığı kullanıyor, bir kaç tip paketi var, ücetsiz olanını deneyebilirsiniz, yüklemenize gerek yok, çünkü kendi hostu üzerinde çalışıyor, linki: http://www.clicktale.com/index.html

 

Tabii burda etik olarak tartışılması gereken önemli bir konu var, biz usability testlerini yürütürken , kullanıcıyı tüm işlemden ve testin amacından haberdar etmek için yazılı bir kağıt verir ve kendisinin izni ile yapıldığını imzalayıp onaylamasını rica ediyoruz. Bu yöntemlerde ise web sayfasının ziyaretçisi mouse hareketlerinin izlendiğinden bihaber oluyor, tabii bilgiler anonim ve kişilik bilgileri tutulmuyor olsa da, eminim kullanıcılar izlendiklerini bilseler rahat hareket edemezlerdi…

Yaşlılar için Usability

 Times gazetesi bir haberinde 50 yaş üzerindeki kişilerin internet ekonomisinde “önemli bir itici güç” olduklarını yazmış ve 50 yaş üzerindeki 15 bin internet kullanıcısı üzerinde yapılan araştırmayı örnek vermiş, araştırmaya katılanların üçte biri uçak biletlerini ve kitaplarını internetten, üçte ikisi ise, elektrikli aletlerini internet üzerinden aldıklarını söylemişler. Tabii bu bizim ülkemizde 50 yaş üstü için geçerli değil.(Bu arada: Aklıma yaşlılar ve bilgisayar diyince Mehmet Doğan ın kitabı Kim Korkar Teknoloji’ den in kapak resmi geliyor.)

Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) bir araştırmasında, katılımcıların, yüzde 77’sinin bilgisayar, yüzde 82.4′ünün ise interneti hiç kullanmadığı ortaya çıkmış. Hanelerin sadece yüzde 8.66’sı internete erişim imkanına sahipmiş, bir önceki yıl yüzde 7 civarıymış, yani her yıl ortalama %1,5 arttığını düşünsek ortalama 27 yıl sonra hanelerimizin 50 % si internet kullanacak diyebilir miyiz…Çok mu iyimserim?

Bizim neslin yaygın ve etkin şekilde internet kullandığına inanıyorum ve biz de yaşlanıyoruz-maalesef. Yani ilerde internette sörf yapan yaşlıların sayısı sayemizde artacak. Bu arada kullanıcı arayüzlerinin kullanılabilirlilik kriterlerinin yaşlıları da düşünerek geliştirilmesi gerekmez mi?  Sonuçta yaşlandıkça vücudumuzda, algılayışımızda ve yaklaşımlarımızda bir çok değişiklik meydana geliyor. Internet yaşlıların hayatına büyük kolaylıklar katabilir. Ben annemin banka işlemlerini uzun kuyruklar beklemeden yapabiliyor olmasını isterdim. “İnterneti onlar için nasıl daha kullanılabilir ve anlaşılabilir hale getirmeliyiz”i cevaplayabilmek için önce yaşadıkları ve yaşayabilecekleri zorlukları anlamak gerekiyor.

Memento diye bir film izlemiştim. Adamın, yaşadığı bir travma sonucunda, kısa zamanlı belleği hasar görüyor. Eskiyi hatırlıyor, ama yeni tanıştığı insanları, son olanları aklında tutamadığı için devamlı notlar alıyor. Yaşlandıkça  hafıza zayıflar diye yaygın bir inanış var, ama araştırmalar bunun hafızanın her türü için geçerli olmadığını gösteriyor. Yaşlandıkça zayıflayan hafıza daha çok fluid memory denilen, kültür ve eğitim ile öğrenilmemiş olan, sorun çözme yöntemlerini karşımıza çıkan sorunlara uygulayabilmemizi sağlayan hafıza türü. Örneğin web sayfasında hangi tuşa basıp nereye gidebileceğini tahmin etmek bu tür bir hafıza ile ilgili. Yaşlılar navigasyon ve takip konusunda gençlere oranla daha fazla zorluk yaşıyorlar, bu yüzden linklerin derinliğini dikkatli ve makul bir sayıda tasarlamak, hiyerarşinin çok da derin olmaması gerekiyor. Bir indeks veya sitemap kullanmakta, navigasyon elementlerini çok bariz şekilde ekrana yerleştirmekte fayda var.
Konsept olarak interneti, web sayfası yapısını kafalarında canlandıramadıkları, kullanılan yeni teknoloji terimleri onlara çok yabancı geldiği, bir aksiyonun ne tür sonuçları olacağını bilmedikleri için internet konusunda biraz ürkek olabiliyorlar.Yaşlandıkça ince manuel işlerdeki beceri de azalabileceği için, mouse kullanımı zor olabiliyor. Örneğin sakla ve sil tuşlarının çok dipdibe olduğu bir ekranda kullanıcının, elinin biraz titremesiyle, sakla yerine sil e basması işten bile değil. Butonların çevresindeki “ dead space” denilen boş ve hiçbir bilgi olmayan bölgenin linkleri birbirlerinden rahatça ayırt edilebileceği şekilde geniş tutulmasında fayda var. İleri yaşlardaki bazı kullanıcılar internetle ilgili kafalarında video ya benzeyen bir kavramsal model oluşturdukları için, internetin, videonun düğmesine basınca devamının gelmesi gibi çalıştığını düşünüyorlarmış. Scrollbar ile aşağıya doğru gidilebileceği ve orada daha fazla bilgi olabileceği, istenen bilgi için diğer sayfaları da gezmek gerekebileceği fikri bazı ileri yaşlı internet kullanıcıları için çok yabancı…Kullanıcı sayfayı tam okumaz, scan eder diyoruz, ama yaşlılar okuyarak ilerlemeyi tercih ediyorlar, o yüzden açıklamaları ve yazıları gereksiz yere uzun tutmamakta fayda var.50 yaşında birinin ışığı algılaması 20 yaşında birine göre 50 % daha az, ve bu oran 60 yaşında 66% ya çıkıyor. Biliyorum rakamlar iç karartıcı ama elden ne gelir, bu doğal bir süreç…Renlerin kontrastı işte bu noktada çok önemli. Renkli arka plan üzerine renkli yazılar onları çok yoruyor, en rahat edilen açık renkler üzerine koyu renkli yazının kullanıldığı ekranlar. Yazı fontu için tavsiye edilen 14 ya da daha büyük fontlar. Çocuklar sans sherif fontlarını daha rahat okuyabilirken, yaşlılar sherif fontlarında daha rahat okuyabiliyorlar.Kullanıcı kitlenizi doğru analiz etmeniz işte bu tür seçimlerde hayati bir rol oynuyor. Göz lensi yaş ileredikçe inceldiği için özellikle mavi- yeşil ve kırmızı renklere sorunlar yaşıyorlar. Göz zayıfladığı için görme alanı da daralıyor, önemli linklerin ve bilgilerin ekranın merkezi çevresine konulması tavsiye ediliyor.İleri yaşlı kullanıcıların dikkat süreleri gençlere göre daha kısa ve hassas olduğu için, bannerlar, pop–up lar, gereksiz sesler, ve fazla animasyon ilgilerini kolayca dağıtabiliyor.
Dijital kameramdaki resimleri bilgisayarıma yükleyip, bilgisayarın ekranından anneme gösterdiğimde, hep internete yüklediğimi düşünüyor, ben ise ona internete değil sadece bilgisayarıma yüklediğimi anlatmaya çalışıyorum, neden ikisini karıştırdığını anlamıyordum, oysa annem internetin nasıl bir kavram olduğunu gözünde canlandıramıyormuş ve ben de anlaması için bir çaba göstermiyormuşum…

İki türlü öğrenme şekli var: araştırarak(discovery) öğrenme ve dinleyerek öğrenme (reception). Yaşlandıkça değişen karakter özellikleri ve yaklaşımlar, yaşlıların bir işi doğru yapma isteklerini arttırdığı için hata yapmaktan, yeni metodlar denemekten, genç insanlara göre daha fazla çekiniryorlar. Yani internette gezinmek, sayfalar arasında dolanmak, linkleri denemek, bizim için olduğu kadar kolay olmayabilir anne ve babalarımız için.

Web sayfalarını ve kullanıcı arayüzlerini tasarlarken bizim de bir gün yaşlanacağımızı ve bu sorunları yaşayabileceğimizi unutmamak lazım. Bunun yanında, bankacılık işlemlerini online yapabilecek, online alışveriş yapabilecek büyük bir kitle oluşuyor, yeter ki interaksiyon şeklini onların algılayışlarını ve fiziksel sınırlamalarını göz önünde bulundurarak yapılsın. Usability’ nin kardeşi olan Accesibility bir tek engellileri değil ileri yaştaki bilgisayar/internet kullanıcılarını da göz önünde bulundurmalıdır. Yoksa bir de bakmışız, giderek yaşlı oranı artan dünya nüfusunda internet kullanıcı oranı gittikçe azalmış…

Usability ve Renkler

Little miss sunshine filmini izlediniz mi? Küçük, kocaman gözlüklü bir kız çocuğu Amerika’ da çocuklar için düzenenen bir güzellik yarışmasına katılacak diye bütün aile yollara düşer.  Ailenin asosyal, hiç konuşmayan ve ailedeki kimseyi sevmediğini söyleyen Dwayne adlı büyük çocuğunu hayata bağlayan tek şey bir gün pilot olacağı hayalidir. Ve Dwayne tesadüfi bir şekilde renk körü olduğunu öğrenir, hayatı kararır çünkü renk körü olan birinin pilot olması mümkün değildir. Erkeklerin 8% inin renk körü olduğunu biliyor muydunuz? Kadınlarda bu oran çok daha düşük, %0.5 e yakın. İnternet kullanıcılılarının 4% ünün görme ile ilgili çeşitli problemleri var. Renk körü biri için kırmızı, yeşil, kahverengi ve mor, eğer renk kontrastları aynı ise, aynı renkmiş gibi gözükecektir.
Websayfanızı renk körü birinin gözü ile görmek isterseniz: http://colorfilter.wickline.org/ adresine girip url yi yazıyorsunuz. Ben blog safyam için yaptım, nasıl göründüğünü resimde görebiliriz . Bir başka link de http://www.vischeck.com/vischeck/, burada 3 tip renk körü tipine göre tek tek sayfanızı ya da bir resmi test edebilirsiniz.
Dikkat çekmesi için farklı renkler kullanırken, zemin ve yazı renklerini seçerken dikkatli olmak şart.
Bir web sayfasında renklere önemli görevler yüklüyorsanız, önemli linkleri renklerle belirginleştirmek için renkleri kullanıyorsanız, en basiti: yazdığınız yazının okunabilmesini istiyorsanız renk seçimlerini doğru yapmanız gerekiyor. Sayfalarda linklerin mavi verilmesinin çok haklı sebepleri var. Çünkü renk körü bir ziyaretçinin de mavi linkleri görebilmesinde bir sorun olmuyor.
Renk körlüğünün bir sorun olabileceği ihtimali bir yana, her internet kullanıcısının son model bilgisayarlarla internete girdiğini düşünmek hata olur, web sayfanızdaki renklerin çok yeni olmayan bir bilgisayar tarafından nasıl göründüğünü görmek için ekranınızı 256 renk ayarına getirin. PDA lar  256 rengi kullanıyorlar.
Seçtiğiniz renklerin kontrastını kontrol etmek isterseniz: http://juicystudio.com/services/colourcontrast.php

Usability Kime Yarar?

“Benim usability’le falan alakam olmaz” diyenlerdenseniz aşağıdakilere kulak verin (pardon göz gezdirin).

Bir Usability Hikayesi
Genel müdürünüze sunulacak bir sunum hazırladınız. Üzerinde epey titiz davranıp bir slayttan diğerine geçiş için her slaytta çiçeği böceği tuş gibi kullanıp sunumda başka noktalara ilginin aktığı yönde ilerlemeyi düşündünüz.
Güzel, taa ki sunum için Genel Müdür’ün sekreterini arayana kadar. Genel Müdür’ün siz sunmadan önce sunuma göz atmak isteyeceği neden daha önce aklınıza gelmedi?
Sunumu siz yapacak olsanız nereye tıklayacağınızı bilecektiniz, ama genel müdüre e-mail atınca işler karışacak, adam karman-çorman slaytlar arasında hiçbir şey anlamadığı için sunuma 1-0 mağlup başlayacaksınız. Önünüzde sunumu yollamak için en çok bir saat var.

Çözüm basit: tıklanacak öğeler ekrana geldiğinde, diğer herşey hareketini durdursun, sadece o hareketli kalsın.
….
Yok olmadı :( Bu sefer de ekranda uçup duran böceği tıklamak sıkıntı oldu.
O zaman herşey önceki gibi kalsın, tıklanacak öğenin etrafında bir parlama (glow) efekti uygulayıverin.

Flash’la hazırlamadık ki bu sunumu!? PowerPoint’in gariban efektlerine talim :(
O zaman çiçek böcek ekrana geldiğinde aniden onu kaybedip tam onun olduğu yere onun etrafında çizgili ya da renkleri değiştirilmiş halini yerleştirin.

Şimdi oldu işte. İlk usability kuralını uygulamanız yarım saat bile sürmedi (tabii sunum kısa birşeyse). Kalan yarım saat içinde boştaki birkaç arkadaşınızı tutup ekran karşısında sizin gözetiminizde ama siz hiç karışmadan sunumu izlemelerini isteyebilirsiniz.

Usability’i birçok kişi (özellikle yazılımla ilgilenenler) boşa zaman kaybettiren, olsa güzel ama işi uzatan bir çaba olarak görürler. Yazılımcılar arasında erkek nüfusun fazla olmasınan kaynaklı olsa gerek, bu yüzden genellikle kozmetik olarak nitelendirilir. Oysa usability genellikle yazılımcıların paçasını kurtarır.

Nasıl mı?
Çalıştığı bankanın ATM’lerinin (Bankamatik) arayüzünü hazırlayan bir arkadaşım güzel bir örnek:
Olay tamamen dip bir konudan kaynaklanıyor. Bankamatik ekranından SSK ödemesi yapmak isteyenler için ödeme miktarıyla sistemde kayıtlı borcun karşılaştırılıp, aynı değilse kişinin devem etmek istemediği soruluyor. Evet cevabı gelirse işleme devam, hayırsa yallah en başa.
Bu kullanıcı tarafında sıkıntılı olacağı gibi, tim gün if-then-else’ler içinde dönüp duran arkadaşımız için de bir sıkıntı. Çünkü bankanın her ekranda bilgilerin tekrar kontrol edilmesi vs. gibi kuralları var.
Uzun sözün kısası usability paçasını kurtarıyor ve bir arkadaşının önerisiyle rakam girişi öncesinde dönem borçları listeleniyor. Kişinin seçtiği borç miktarı rakam girişi kısmına aktarılıyor, üstüne de bir etikete “XX/XX/XXXX tarihli borcunuzun tamamını ödemek istemiyorsanız lütfen aşağıdaki rakamı değiştirin” gibi bir ibare ekleniyor.

Sonuç:
Hem ikiden fazla ekran hazırlamak istemeyen programcı arkadaş fazla mesaiye kalıp kafa patlatmaktan kurtuluyor hem de SSK numarası vs girerken zaten yeterince zorluk atlatmış banka müşterisinin karşısına son bir engel daha çıkmamış oluyor.

Microsoft ve Usability

Microsoft ürünlerini piyasa sürmeden önce ve sürdükten sonra onların kullanılabilirliliği ile ilgili ne tür çalışmalar yapıyor hiç merak ettiniz mi? Ben Microsoft ürünlerini kullanırken işimi zorlaştıran bir fonksiyonla karşılaştığımda “ne düşünerek bunu böyle tasarlamışlar acaba, hiç mi test etmemişler, acaba test ettikleri kullanıcılar uzaylı mı?” diye düşünemeden edemiyorum.

Microsoft un kendi sayfasından, yürüttükleri Usability çalışmaları ile ilgili bilgi edinebiliniyor: Bu alandaki çalışmalarının çoğunu laboratuar çalışmaları ile yürütüyorlar, geri kalanı ise alan çalışmaları(site-studies) ile yürütülüyor. Her ay ortalama 900 kullanıcı lab de Microsoft ürünlerini kullanarak test edilmesine yardımcı oluyorlar. Peki hangi ürün için hangi kullanıcının uygun olduğunu nereden biliyorlar? Seattle bölgesinde yaşayan 60.000 kişinin bilgilerini databaselerinde tutuyorlar. Teste katılan kişilere ürünle ilgili başkalarıyla konuşmayacaklarına dair bir kağıt imzalatılıyor, çünkü bunlar daha çok piyasaya sürülmemiş olan ürünler oluyor. Kendisine önceden verilmiş görevleri ürünü kullanarak yapacak olan kullanıcı yüksek sesle düşünmesi için teşvik ediliyor, böylece Usability mühendisi de kullanıcının hareketleri ve sesli düşünceleri ile ilgili notlar tutabiliyor. Sonra bir de online olarak hazırlanmış olan soruları cevaplıyorsunuz, kullanıcı deneyiminizle ilgili.
Laboratuar, resimdeki gibi bir yerleşime sahip.

İzlenen ikinci yöntem kullanıcıyı kendi mekanında ziyaret edip, ürünü kullanırken gözlemlemek. Kullanıcıyı doğal ortamında gözlemlemenin, onların ihtiyaçlarını ve ürün kullanımını etkileyecek çalışma koşullarını anlamak konusunda çok daha etkili olduğunun onlar da farkında.
Microsoft Usability Community tarafından yayınlamış makaleleri okumak isterseniz:
http://www.microsoft.com/usability/publications.mspx

MOCK-UP!

Kullanıcı profilini ve ihtiyaçlarını gözeterek tasarım yapmak hep söylendiği gibi Usability nin sağlanması için en sağlıklı yöntem. Tasarımı son hali ile yaratıp , kullanılabilirlilik testlerini yapmak yerine, prototipler yaratıp, beklentileri ve usability kriterlerini ne kadar karşıladığını test edebiliriz. İlk başlarda Low-Fidelity prototip denilen sistemin nasıl çalıştığına dair fikir veren kağıt üzerindeki çizimler çok işe yarayacaktır. Bir kağıt üzerinde linkleri post-it ler ile belirtebilirsiniz. Ve böylece üzerinde çalıştığınız ürüne devamlı iyileştirebilirsiniz, minimum maliyetle. Kağıt üzerinde yapılan bu prototiplere Mock-Up da deniyor, yani maket, ve dilerseniz Mock-Up ları bir programla yapabiliyorsunuz. Böylece gerçek/ nihai ürüne daha benzer bir prototip yaratabilir, örneğin bir web sayfası prototipinde sayfaların sırasını belirleyebilir, radio-button, drop-down boxları düzgün görünümlü bir şekilde yerleştirebilirsiniz ve tüm yarattığınız sayfaları sırası ile sunum olarak gösterebilir, html e çevirebilirsiniz. Resimde benim yarattığım mock-up örneği var. Demosunu indirmek isterseniz http://mockupscreens.com/
Sonunda kısa bir yazı yazabildim:)